HEİDEE

19/6/2007 - Rock-A, 22-24 Haziran’da İzmir’de!.. Haber Arama:

 
Yaşadığımız gezegen sıcak ve kurak bir yaza hazırlanırken; bir grup insan da bir festivale hazırlanıyor! Rock-A, 22-24 Haziran’da İzmir’de gerçekleşecek rock müziğin coşkusunun dolu dolu yaşanacağı kamplı, denizli, ücretsiz bir festival.

Bu festival Savaşa, ırkçılığa, küresel iklim felaketine, nükleer santrallere, kısacası yanlış giden her şeye karşı sesimizi haykırmak, şarkılarımızı söylemek, anfilerimizin sesini sonuna kadar açmak, alternatif bir dünyanın mümkün olduğunu göstermek üzere bir araya gelen Rock-A gönüllüleri tarafından düzenlenmektedir.




-Şimdiye kadar belli olan gruplar;

42!
Adelaide
Aduuket
Arşmahal
Başıbozuk
Birileri
Cash
Cem Özkan
Child in Mould
Crack
Çapıt
Dawnfall
Dar’ül Efkar
Deep Inside
Deli
Dembedem
Dinar Bandosu
Direc-T
Disenchant
Dubara
Exchange
Flu
Freedom Gray
Grizu
Human Harwest
Kramp
Let it Flow
Moğollar
M.Ş.Ş
M.U.G.
Nicotine
Pay Day
Peximet
Prime Object
Radyasyon
Rampage
Smyrname
Sûr
Şehrin Azizleri
Teneke Trampet
The Madrigal
Trockya Blues
Uçuş Serbest
Yalnış
Yeni Harman
Yolgezer
Ziggurat

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

19/6/2007 - Pinhani Konseri - 22 Haziran’07 Cuma - Bronx Haber Arama:

 
Pinhani 2003 yılında iki kuzen Sinan Kaynakcı ve Zeynep Eylül Üçer tarafından kuruldU. İki kuzen kaydettikleri demoyu Akın Eldes’e dinletti ve albüm serüvenleri başladı. 2006’nın nisan ayında ilk albümleri "İnandığın Masallar" yayınlandı. Albümde gitarları Akın Eldes, davulları Cem Aksel çaldı. 2006’da gruba davulcu Hami Ünlü katıldı. Akın Eldes ve Cem Aksel’in yanı sıra birçok müzisyenl konselerde gruba eşlik ediyor. İkinci albümlerini 2007 içinde yayınlamak isteyen Pinhani, konserlerinde şimdiden ikinci albümünden şarkılar çalıyor ve tek albümü olan bir grup olmasına karşın sadece kendi şarkılarıyla çok uzun konserler veriyor.


-Mekan : Bronx - İstiklal Cad. Terkos Çıkmazı No:8 Tünel - Beyoğlu - İstanbul
-Tarih : 22 Haziran’07 Cuma
-Saat : 22:00
-Bilet fiyatı : 20 YTL

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

19/6/2007 - Kraut Rock Grupları: Birth Control

 
Yazıya başlamadan önce Birth Control’ün Alman Progressive Rock’ına getirtiği Hard Rock bakış açısına değinmek istiyorum. Deep Purple’ın 1970 Almanya konserinde alt grup olarak sahne aldıktan sonra profesyonel olarak ilk plak anlaşmasını imzalayan Birth Control 1968 senesinde kuruldu. Çekirdek kadro Org’da Reinhold Sobotta, bas gitar’da Bernd Koschmidder, saksafon ve vokal’de Rolf Gurra ve davul’da Egon Balder’den oluşuyordu. İlk dönemlerinde ağırlıklı olarak Brian Auger, Graham Bond tarzı Jazz Rock çalan grup, bu tarzda ilk 45 plağını 1969 senesinde çıkardı.

Bu çalışma sonrası gruptan Koschmidder ve Sobotta dışında herkes ayrıldı. Gruba yeni katılan gitarist Bruno Frenzel ve vokalist davulcu Bernd Noske ile Birth Control rotayı Hard Rock kökenli bir progressive anlayışa doğru kaydırdı. Bu kadro ile grubun ismini taşıyan ilk albüm piyasaya çıktı. Bu albümde halen Jazz Rock tınıları olsada, grubun sound’u sertleşmeye başlamıştı. Albümde yer alan Jazz ağırliklı parçalar Reinhold Sobota, Hard Rock parçalar ise yeni eleman Bernd Noske  tarafından bestelenmişti. Albümde ayrıca The Doors’un “Light My Fire”ının da bir cover’ı yer almaktaydı.

Bir sonraki albüm 1971 tarihinde “Operation” ismi ile piyasaya çıktı. Bu albümde müzikleri iyice olgunlaşan grup, Deep Purple (ilk dönemler) ve Spooky Tooth tarzı grupların da izinden gitmekteydi. Albümün hit parçası açılışta yer alan “Stop Little Lady” olmuştur. Albümde yer alan tüm parçalar gitarist Bruno Frenzel tarafından bestelenmişti. 1972 senesinde ilk iki albümde yer alan parçaların farklı versiyonları ve single’ların B yüzlerinden oluşan “Believe In Pill” isimli bir albümü yayınladılar. Daha önce single’lar da yer alan parçalar ise gerçekten müthiş : 1970 tarihli “Hope”, 1972 tarihli “What’s Your Name” ve 1972 tarihli, albüme ismini veren “Believe In Pill” gerçekten sağlam parçalar…

Bu arada grubun kurucu elamanlarından Reinhold Sobotta gruptan ayrıldığını açıkladı. Liderlik konusunda Koschmidder ve Noske ile sorun yaşayan Sobotta’nın ayrılması grupta şok etkisi yaratmıştı, zira Sobotta’nın orgu Birth Control’ün en önemli müzikal olgusuydu. Noske, Frenzel, Koschmidder ve Sobotta, hepsi liderliğe oynayan elemanlardı. Bu gerilime dayanamayıp ilk pes eden ise Sobotta oldu. Grup elamanları hemen yeni bir klavyeci ile anlaştılar, ve gruba Wolfgang Neuser katıldı. 1973 senesinde grubun diskografisinde en tepelerde yer alacak olan “Hoodoo Man”piyasaya çıktı. Bu albümde öne çıkan isim ise Alman rock tarihinin en önemli vokalistlerinden biri olan grubun davulcusu Bern Noske olmuştu. Ayrıca bu albümde davul tekniğinide fazlasıyla geliştirdiğini görüyoruz. Sadece 6 parçanın yer aldığı albümde her nasılsa farklı kutuplarda olan grup elemanları bestelere ortak imza atmışlardı. Bu albüm aynı zamanda grubun Almanya sınırlarına da çıkmasına neden oldu.

Birth Control büyük bir Almanya turnesinin hazırlıklarını sürdürüken grubun orijinal kadrosunda yer alan son eleman olan bascı Bernd Koschmidder’de ayrıldığını açıkladı. Koschmidder’in yerine ise yine Hard Rock ağırlıklı bir müzisyen olan Peter Föller gruba dahil oldu. Fakat grupta kopmalar bununla da sınırlı kalmadı. Hoodoo Man albümünde çok sağlam bir performans gösteren klavyeci Wolfgang Neuser’de, grubun liderliğini tamamen ele geçirmiş olan Bernd Noske’nin baskıları sonucu gruptan ayrıldı. Yerine apar topar Noske’nin önceden tanıdığı Zeus B. Held geldi. Bu arada ikinci gitarist olarak  Dirk Steffens Birth Control’a katıldı. Noske, Frenzel, Steffens, Held ve Föller’den oluşan kadro ile “Rebirth” 1973’de piyasaya çıktı.

Çift gitar ile birlikte Birth Control’ün bu albümde ki soundu iyice sertleşti, ve artık grup saf hard rock çalmaya başladı. Avarupa turnesi öncesi Dirk Steffens kendi hard rock trio’sunu kurmak üzere gruptan ayrıldı. Diğer elenamların çıktığı Avrupa turnesi kayıtları 1974 senesinde 2 plaklık bir live album olarak çıktı. 1975 senesinde Birth Control keskin bir U dönüşü yaparak, Progressive bir albüme imza attı. “Plastic People”da gruba, Progressive/Folk rock grubu Hölderlin’den Jochen Von Grumbkow (Çello), Christoph Noppeneney (Viola) ve Friedemann Leinert (Flüt) eşlik etmişti. Bu albüm Hard Rock’a ısınan hayranları dahi tatmin eden bir çalışma oldu, ve “Hoodoo Man” ile grubun en önemli albümü olarak kayıtlara geçti. Bu başarının verdiği güven ile Birth Control bir sonraki albümlerinde daha da deneysel çalışmalara imza attı.
Rock müziğin zor günler geçirdiği 1976 senesinde grup Jazz ve Klasik müzik tınılarının bolca kullanıldığı, fakat yine hard rock temelli “Backdoor Possibilities”i piyasaya çıkardı. Grup için sürtüşmeler de tamamen yok olmuş, ve Bernd Noske kesin olarak liderlik koltuğuna oturmuştu. 1977 senesinde grup oldukça sert bir hard rock albüm olan “Increase” ile dinleyenlerin karşısına çıktı. Maalesf bu çalışma hiç de iyi eleştiriler almadı. Bir önceki iki albümde jazz/progressive/klasik müzik gibi farlı seslerden beslenen grup, özensizce hazırlanmış ve sadece piyasa şartlarına uyum sağlamak adına yapılmış gibi duran bir albüm yapmıştı.

Bu arada bascı Peter Föller geçirdiği bir trafik kazası sonucu sol kolunu kaybedince gruba Horst Stachelhaus dahil oldu. Fakat Noske, Föller’in bestecilik yönü ile gruba destek olmasını istedi, ve Föller plaklar da besteci olarak yer aldı. Bu arada vokalleri daha serbest yapabilmek adına Noske bagetlerini Manfred von Bohr’a teslim etti. 1978 tarihli yine hard rock “Titanic” sonrası bir dizi konser veren grup bu konser kayıtlarını “Live 1979” da topladı. 1980 tarihli “Count of Dracula” ve 1981 tarihli “Deal Done At Night” albümlerinde dönemin Heavy Meta etkilerinden pay alan Birth Control, 1983 tarihli tam bir hayal kırıklığı olan “Bang” sonrası dağıldı.

Sevgili Rock severler bir sonraki yazımızda sizlere tanıtacağım grup Jazz-Rock grubu Embryo olacak.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

19/6/2007 - Rock Felsefesine Pike!..

 
Ortada rock ve bir de onun felsefesi dolaşıyor. Bir hayalet gibi tam belirlenemeyen, tanımlamaktan da korkulan felsefe... Bilinçte değil ama bilinçaltımızda dolaşıyor; sormaya korkuyoruz rock felsefesi nedir diye...  Sormaya ve cevap vermeye  korkuyoruz. Çünkü bir çok terimin içi, savunucuları ya da reddedicileri tarafından boşaltılmış ya da fanatik bakışlara kurban edilmiş. Politik değerleri karşılayan terimlerle rock felsefesinin anlatımı, kurban edilen bu değerlerin karşılığı olan terimleri kullanmakla ancak mümkün oluyor. Kavram ve kavramlarla birlikte gelen us kargaşası, seyirlik fantastik filmler kıvamına sokuyor beynimizi ve beynimizdeki düşünceleri...

Fantastik olmaya, kendimizi zorlamaya, daha büyük bir dev hayal etmeye gerek yok. En büyük devler bile gerçekte bir basketçinin ayak numarasına eş değer ayakkabı giyiyor. Yani rock felsefesi, gerçek dışılık üretecek kadar fantastik değil, hayatın dışında değil, tam olarak içinde ve kendisidir. Hayatın kendisi dediğimiz şey ise bakışımızla renklenir, algılanır ve yaşama kavuşturulur. Yolların, yollarımızın, hayallerimizin, umutlarımızın ve istediğimiz bir dünyanın kendisini yani politiğini simgeler.

Rock felsefesi öncelikle hangi düzlemde değerlendirilmelidir? Bunun cevabını “politik düzlem” şeklinde verebiliriz. Eğer “politik” kelimesi sizi korkuttuysa ya da “ben politik olmak istemiyorum, imdat” dediyseniz, o halde politik kelimesinin kafanızdaki tanımını değiştirmemiz gerekecek. Çünkü kendi ürettiğimiz politik bakışı sunar, yaşar, yaşatmak isteriz ya da diğerlerinin sunduğu politik bakışlar bizi kıvamıyla yoğurur ve içine alır.

Her insan üzerine giydiği elbisenin modelini, rengini, tarzını, üzerine aktardığı aksesuarı, konuşma şeklini, bakış şeklini ve üretilen bir ürünü alma tercihini, politik görüşüyle ortaya koyar. O halde şöyle diyebiliriz; yaşamda var olma rengi ve tercihi eşittir; politik bakış...

Rock felsefesi, fanatik ve fantastik olmaktan öte, hayatın alanlarına müdahale eden ve gerçeğin ortalığında bulunan bir felsefedir.

Hemfikir olduğumuz şey; rock müziğinin sadece bir müzik değil aynı zamanda bir görüş, hayata bir bakış açısı olduğu ise, bu görüş ve bakış açımızın neye göre belirginleştiğini ortaya koyalım.

Hayatta her felsefenin dayandığı, ilham aldığı bir ya da daha fazla felsefe, görüş, siyasi düşünce vardır. Her düşünce bir başka düşünceyi etkiler, ilham verir, yönlendirir ya da asimile eder. Rock felsefesinin ilhamını oluşturan görüş ise anarşist görüştür. Anarşist görüşün tüm kıvamlarını kapsayan, ortak paydada buluşulan felsefedir rock felsefesi...

Hemen tedirgin olmaya ya da heyecanlanmaya gerek yok. Çünkü anarşist kelimesinin karşılığını şu ana kadar babalarımızdan, dedelerimizden ve otorite olarak tanımlayacağımız güçlerden öğrendik ve bu terim, bize korkulacak, zıvanadan çıkmış bir düşünce olarak lanse edildi. Hatta diğer kişiye hakaret olarak da anarşist kelimesi kullanıldı. Tiyatro eğitimi almak isteyen gence babası “Anarşist mi olacaksın? Öğretmen olmak neyine yetmiyor?” gibi cümleler kullandı. 70’li yılların Türkiye’sinde üniversite okumak isteyen gence anarşist gözüyle de bakıldı. Genellikle sol görüşe mensup insanlara da anarşist denildi. Ama anarşizmin gerçek anlamı hiçbir şekilde merak ya da tartışma konusu olmadı. Bu nedenle biz "anarşizm nedir" konusunu tartışmaya açalım birlikte; anarşizm gerçekte neymiş, ne değilmiş öğrenelim.

Anarşist; düzene karşı gelen, düzensizliği savunan, bunun için her şeyi düzensiz hale getiren, düzenli duran koltuğu yana çeviren, düzenli duran ağacı büken, düzenli duran masayı dağıtan, klozete değil, lavaboya işeyen, yolda yamuk yumuk yürüyen bir adam değildir. Düzen kelimesini günlük hayattan çekip alır, politik ve felsefi düzlemde algılarsak, düzen, otoriteyi simgeler hale gelir. Anarşizm, otoritenin ve hiyerarşinin, yani azınlığın belirlediği düzenin, toplumu ifade etmediğini gösterir. Bu nedenle bireyden topluma giden uzlaşımsal ve eşgüdümsel, mütemadi oluşumu, otoritenin belirlediği oluşuma tercih eder. Yani bireyin güdüsel gelişimiyle oluşan düzeni, otoritenin belirleyeceği düzene karşı savunur. Bu savunuşun mantıksal ve ussal açıklamaları vardır, yani biraz daha basit bir anlatımla, anarşizm “Bana ne! Ben böyle istiyorum.” diyen bir görüş değil; “İstiyorum, ÇÜNKÜ” diyen bir görüştür.

Anarşizm, gelişimsel sürece ket vuran tabusal geleneği de gereksiz ve faydasız bulur, reddeder. Bireyin ussal gelişiminin tamamlanması olan güdüsel gelişimin, düzeni yaratacağını savunur. (diyalektiksel düzen)

Peki anarşizm hangi siyasi rejime ya da hangi inanışa kendisini daha yakın hisseder? İşte bu soruya cevap verilemez. Çünkü anarşizm kendi içinde de ayrımları ortaya koyar. Bireyci anarşizm, sosyalist anarşizm, yeşil anarşizm, insan ile tanrı arasında olması gerektiğine inanılan otoriteyi, aracıyı reddeden anarşizm şeklinde devam eder gider.

Yani anarşizmle renklenmiş kişi, kendi inanç ya da siyasi ideolojisini de eleştirip, benimsediği düşüncenin, benimsenmemesi gereken uygulamaları da olduğunu söyleyebilecek kişidir. Bu nedenle her inancın (geniş algıyla inanç - inanmak - yaşam şekli) ve siyasi kesimin kendi içinde anarşist düşünürleri mevcuttur. (Not: Anarşizmin belirli bir ideolojinin kıskacında olmadığını belirlemek için kullanılmış anlatım şeklidir. Zira aksi durumda bazı siyasi görüşlerin anarşizmden beslenmesi mümkün değildir. Bizzat, anarşizm de bazı siyasi görüşlerle aynı düzlemde olamaz - eşyanın tabiatına aykırılık...)

Tüm bu anarşist nüansları ortak paydada birleştiren ise anarşizmin kesişim kümesidir. Kesişim kümesinde, insanların niceliklerine (ırk, din, millet, kadın, erkek) göre ayrılmasının tehlikesi ve yersizliği, doğanın tahrip edilmesine karşı duruş, ideoloji ya da inanışların (güzel olacağına inanılan şeylerin bile) silahla mevcutlandırılmasına, insanı yok eden menfaatlere başvurulmasına vs. karşı çıkış vardır.

Peki, rock kendisini neden anarşizme daha yakın gördü ya da anarşizmin kendisi olarak ortaya çıktı?

Rock müziğin gelişim sürecini takip ettiğimizde isyanı görürüz. Kızıl derilinin beyaz adama isyanını, siyah adamın gırtlaktan gelen sessiz içsel isyanını, daha sonra savaş ve silahlara isyanı, toplumu eziyete götüren otoriter kalıplara ve tabusal geleneklere isyanı, emperyalist oluşuma isyanı, bir diğerinin sırtına çıkılarak yapılan danslara isyanı görürüz. Topluma, diğerine zarar veren tüm düzensel ve tabusal geleneklere, otoritelere (adı belli olan, bilinen, otoriteler) isyanı ve bu otoriteleri reddedişi görürüz.

Bu bağlamda rock felsefesini "aykırı politik görüş" olarak tanımlayabiliriz. Neye aykırı diye soracak olursak; komünist rejimde komünist otoriteye, liberal rejimde liberal otoriteye, teokratik rejimde teokratik otoriteye, monarşik rejimde monarşik otoriteye , kapitalist rejimde kapitalist otoriteye aykırı...

Buradan çıkan önemli bir sonuç; rock felsefesi toplumun sigortasıdır. Rock felsefesi toplumların ve dolayısıyla bireylerin yaşamını zorlaştıran tüm yapı ve uygulamaları eleştirir, topluma sigortalık eder.
Topluma sigortalık eder kelimesini “muhalefet” olarak algılarsak; anarşist felsefe, hiçbir şekilde ve hiçbir zaman iktidarı gözlemez ve iktidarı arzulamaz. Muhalefet olmayı ve muhalefet olmanın önemini kavrar ve bilir. Bu nedenle anarşizm, ideolojiler üstü "politik düşünce-görüş" olarak da algılanabilir. Çünkü eleştirdiği ideolojinin yerine geçme arzusu yoktur. Bu bağlamda anarşizm hiçbir ideolojiye pratikte alternatif değildir. Burası çok önemli; anarşizm hiçbir ideolojiye pratikte alternatif değildir. Çünkü kendisini alternatif olarak görmez. İşte bu nedenle anarşizm sistem ya da otorite değil, sistem ya da otoritelere çomak ya da sigortadır (güvence anlamında değil, şalter anlamında... ) .

Rock felsefesini bireye indirgediğimizde rock felsefesine dahil bir bireyin yaşamı ve öğütleri nasıldır?

Rock felsefesini benimsemiş birey, birey olmak için araçlar geliştirir, sürüden ayrılarak daha nitelikli bir yaşam ve düşünce geliştirir kendisine. Öz benliğini kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirerek oluşturur. Kendisini sorgular, öz gelişim için çabalar. Doğru ya da yanlışları topluma ya da diğerlerine göre değil kendi aklıyla belirler, sorar, bulur, alır ve kendisiyle ilgili sorduğu her soruya cevap verecek hale gelir. Kendisini alabildiğine tanır. Ne olduğuna, ne istediğine, nereye gittiğine, neden yaşamak istediğine ve ne şekilde yaşamak istediğine, birey olarak kendisi karar verir. Karar için bilimi, aklı ve mantığı rehber alır. "Doğrular kadar yanlışların da üretildiği ansiklopedik dünyada, doğru ile yanlış arasındaki farkı görebilmek için ansiklopedik dünyadan daha fazlasına; kendi aklına güvenmesi ve kendi aklını kullanabilmesi gerektiğini bilir." Fiziksel ya da psikolojik şiddeti, bir başkasına doğrudan ya da dolaylı zarar verecek her türlü eylem ve fikirleri reddeder. Bireyin özgürlüğünü doğrudan ya da dolaylı olarak reddedecek her türlü görüşe, düşünceye ve inanışa karşı çıkar. Kendisini var etmek isteyen her türlü inanışa ise, diğer inanışlara gizli ya da aleni yok edim süreçleri geliştirmeyecekse saygı duyar, bu inanış ve düşünceleri var etmek için çabalar.

Rock felsefesi insaniyeti olan bir felsefedir. Bu insaniyeti ise duygularından değil, aklından alır. Bu nedenle tabusal-dogmatik değil, bilimsel ve ussaldır. Her düşünce, inanış ya da kişinin değil; bir diğerinin özgürlüğünü (istek değil, "özgürlük") yok etmeyi hedeflemeyen özgürlük talebinin ancak özgürlük olacağını bilir. Buna istinaden öz benliğini bir diğer düşünceyi yasaklamayacak ya da yok etmeyecek şekilde oluştururken, kendi düşünce ve yaşayışını da yasaklayacak, zor durumda bırakacak düşünceye de tabiatıyla karşı çıkar. Bilim ve akılla, farklı olma arzusu ve sıradanlığı reddetme güdüsüyle gelen kişilik atılımı, tabuların topluma ve toplumdan bireye doğru verdiği zararı görür, bu nedenle tabusal yaşamı arzulayanların arzularının da topluma ve bireylere zarar verdiğini bilir.

Toplumun öğrettiği ve ön gördüğü tüm kavramları, davranış şekillerini ve tepkilerini güdüsünden atar, aklıyla yorumlayarak (gerekiyorsa) yeniden alır. Ahlaki varlığını tabusallıktan çıkarır, rasyonalize eder. Bu nedenle tabusal ahlak yerine rasyonalist ahlakı benimser.

Bireysel, toplumsal, sosyo-ekonomik gelişimi özümserken, gelişimin, bireyden topluma doğru tüm katmanların faydasına olmasını hedefler. Bu bağlamda “gelişim” kelimesiyle yetinmez -gelişimin tanımını otoriteye bırakmaz- kendisi yapar ve kıstaslarını da belirler. İnsaniyet merkezine oturan rock felsefesi, tüm birey ve toplumlarda yaşamsal kalitenin artırılmasına yönelmeyen hiçbir gelişimi de samimi bulmaz. Dolayısıyla öteki için ötekini ezen ve toplumları “her ne mazeretle” olursa olsun ötekileştiren, hiçbir düşünce, inanış ya da fikri kabul etmez ve ussal iknalara rağmen güdüsel reddi tercih eder.

O halde, kendisini arayan, tüm tanımları ve kalıpları yeniden oluşturan, toplumun verdiğini değil, kendi aldığını yaşayan; kül yutmayan, dipdiri, aklı güçlü, kendi yularını kendi ellerine alabilmiş; en iyisi bu diyene daha iyisi vardır diyebilen, başka çaremiz yoktu diyene başka çare var diyebilen; insan için insana yasağı; insan için insanı "gizlemeyi"; insan için insanı insandan uzak tutmayı; insan için insanı öldürmeyi çare olarak gören her düşünce ve inanışa karşı başka çareler var diyen, diyebilen; kolaya kaçmayan, hileye başvurmayan her insan, rock felsefesinin renklerine ulaşmış demektir; "hayatında hiç rock müzik dinlememiş olsa bile!.."

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Müzikle ilgili herşey burda

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım